Ev Şebeke Suyu
  Redoks Teknolojisi
  Atık su Deşarj
  Oteller
  Yüzme Havuzları
  Tekstil Yıkama
  Balık Çiftlikleri
  Tavuk Çiftlikleri
  Besi Ahırları
  Tarımsal Sulama
  Gemi Suyu Arıtma
  Kireçtaşı Önleme
 

 

REDOX TEKNOLOJİSİ

Ne zaman Mars ta yada diğer gezegenlerde bizim bildiğimiz anlamda bir hayat olup olmadığını tespit etmeye kalkışsak , bilim adamlarının ilk olarak saptamaya çalıştıkları mevcut su kaynaklarının olup olmadığıdır.  Neden ? Çünkü yeryüzünde hayatın tamamı suya bağlıdır.

Bitkiler ve hayvanlar olmak üzere ,canlı varlıkların çok büyük bir yüzdesi suda bulunmaktadır. Yeryüzündeki hayatın tamamının sudan geldiği düşünülmektedir. Canlı organizamaların vücutlarının büyük bir kısmı sudan meydana gelmektedir.  Tüm organik oluşumların % 70- 90 ‘ı sudur.

Tüm bitki ve hayvanlardaki yaşamı destekleyen kimyasal reaksiyonlar bir su ortamında gerçekleşmektedirler. Su , sadece bu yaşamı destekleyen reaksiyonları mümkün kılan ortamı sunmakla kalmaz,  aynı zamanda su çoğu kez başlıbaşına önemli bir reaksiyon unsuru yada bu reaksiyonların bir ürünü olma konumundadır. Kısacası hayatın kimyası , su kimyası anlamına gelmektedir.

SU, Evrensel Solvent ( çözücü)

 

Su, kendisini oluşturan su molekülünün belirgin iki kutupluluğu ve onun diğer moleküllerle hidrojen bağları oluşturma eğilimi sebebiyle evrensel ve mükemmel bir solventtir. H2O kimyasal sembolüyle ifade edilen bir su molekülü , 2 hidrojen atomu ve bir oksijen atomundan oluşmaktadır.

 

Oksijen atomu ve elektronları

Hidrojen atomu yalnız başınayken, merkezinde, üç boyutlu bir yapıda onun etrafında dönen bir  negatif elektronla birlikte ,  bir pozitif proton barındırır .

Diğer taraftan oksijen , etrafında dönmekte olan 8 elektronla birlikte çekirdeğinde 8 proton barındırmaktadır. Bu durum çoğu kez , kimyasal gösterimde ( işaretlemede ) elektron çiftlerinin 4 grubunu temsil eden sekiz noktayla sarılmış haldeki O harfiyle gösterilmektedir.

Hidrojen ve oksijen atomlarının bir su molekülü oluşturmak üzere birleştikleri yada iyonlar oluşturmak üzere bölündükleri yer olmasından dolayı, tek bir hidrojen elektronuyla ,oksijenin 8 elektronu hayatın kimyasının anahtarı konumundadırlar .

Hidrojen , tek elektronunu kaybetmek suretiyle iyonize olma ve hidrojen atomu nötron içermediğinden  kolaylıkla izole edilen protonlar olan tek H+ iyonlarını oluşturma eğilimindedir.  Tek bir hidrojen atomunun elektronu, bir elektron gereksinimi bulunan oksijen gibi diğer bir elektronegatif atom ile paylaşıldığında , bir Hidrojen bağı oluşur.

Su moleküllerinin polar yapısı ( çift kutupluluk )

Bir su molekülünde iki hidrojen atomu kovalent bağla oksijen atomuna bağlı bulunmaktadır. Ancak  oksijen atomu hidrojenlerden daha büyük olduğundan, hidrojen elektronlarına yaptığı çekim etkisi buna bağlı olarak daha büyük olmakta ve böylelikle elektronlar daha büyük olan oksijen atomunun yapısına ( shell) daha yakın , hidrojen yapılarından (shell) daha uzakta olacak  şekilde çekilmektedirler. Bu da demektir ki , her ne kadar su molekülü bir bütün olarak  sabit olsa da , oksijen çekirdeğinin daha büyük olan kütlesi  , molekülün oksijen kısmına az bir miktar elektronegatif  yük veren paylaşılmış hidrojen elektronları da dahil olmak üzere ,  moleküldeki tüm elektronları çekme  eğilimindedir

Hidrojen atomlarının yapıları ( shell) , elektronları oksijene daha yakın olduğundan üzerlerine az bir miktarda elektropozitif yük alırlar . Bu da demektir ki , molekülün oksijen tarafı negatif  ve hidrojen tarafları da pozitif olduğundan su molekülleri , su molekülleriyle zayıf bağlar oluşturma eğilimindedirler.

Bir Hidrojen atomu , kendi molekülünün oksijenine kovalent bağla bağlıyken ,diğer bir molekülün oksijeniyle zayıf bir bağ oluşturabilmektedir.

Buna benzer biçimde , bir molekülün oksijeni , diğer moleküllerin hidrojen taraflarıyla zayıf bir bağ oluşturabilmektedir. Su moleküllerinin bu polar yapıya sahip olmaları sebebiyle , su devamlı bir kimyasal oluşum olarak varlığını sürdürmektedir. 

Bu zayıf bağlar , canlı varlıklarda bulunan çok sayıda büyük molekülün şeklininin dengelenmesinde çok önemli bir rol oynamaktadırlar.  Bu bağlar zayıf olduklarından , kolaylıkla kırılabilir ve normal fizyolojik reaksiyonlar esnasında yeniden şekillenebilmektedirler.  Burada bahsedilen bu tarz zayıf bağların ayrılması ve yeniden bir araya gelmesi hayatın kimyasının temelini oluşturmaktadır.

SU Molekülleri arasındaki Polar çekim

         TUZ

 

Suyun diğer maddeleri kırma yeteneğini göstermek üzere , bir bardak musluk suyuna az bir miktar sofra tuzu koymak suretiyle yapılan basit deney üzerinde düşününüz.  Kuru tuzla yapılan deneyde ( NaCl ) , tuzun elektropozitif sodyum ( Na +) ve elektronegatif Klor ( Cl-) atomları arasındaki çekim , suya konulduğu ana kadar oldukça güçlüdür.

Tuz suya konulduktan sonra , pozitif yüklü sodyum iyonları için olan su molekülünün elektronegatif oksijen çekimi ve buna benzer şekildeki negatif yüklü klor iyonları için olan su molekülünün elektropozitif hidrojen taraflarının çekim gücü sayıca azınlıkta bulunan Na + ve Cl – iyonları arasındaki karşılıklı çekimden büyük olmaktadır.

Çok sayıdaki su molekülünün üstün gelen tesiri sebebiyle , sodyumklorit molekülünün iyonik bağları suda  kolaylıkla çözülebilmektedir.

  

Bu basit deneyde de görebildiğimiz gibi , yalnız başlarına incelendiğinde kolayca kırılabilir yapıdaki su molekülleri bile , kendisine göre daha güçlü yapıdaki bağları , üzerlerine bağlanmak suretiyle kırabilmektedirler. Bu yüzdendir ki suya evrensel çözücü ( solvent ) adını veriyoruz. Su, daha büyük bağlara sahip, daha karmaşık yapıdaki molekülleri kıran doğal bir solüsyondur. Bu da ,su ve karadaki  kısacası yeryüzü üzerinde bulunan hayatın kimyasıdır.

Oksitleme - düşürme / azaltma  reaksiyonları

Temel olarak , azaltma bir elektron ilavesi ( e-)  ve onun zıttı olan oksitleme de bir elektronun atılması anlamına gelmektedir. Bir elektron ilavesi ,yani azaltma , azaltılmış bileşikteki enerjiyi depolamaktadır. Bir elektronun atılması , yani oksitleme , oksitlenmiş bileşikten enerjinin serbest bırakılması anlamına gelmektedir. Yani ne zaman bir madde azaltılırsa , bir diğeri oksitlenir.

Bu terimleri açıklığa kavuşturmak için örnek olarak verilen herhangi iki A ve B molekülü üzerinde düşününüz.

  

 Elektron verici   Elektron alıcı   Oksitlenmiş ( bir elektron kaybeder )  Azaltılmış (bir elektron  kazanır )

A ve B molekülleri temas ettiklerinde aşağıdakiler oluşur ;

B , A molekülünden bir elektronu yakalar

A Molekülü bir elektron kaybettiğinden dolay oksitlenir.

B molekülünün net yükü bir negatif elektron(e-)   kazandığından azalmış olur.

Biyolojik sistemlerde , bir elektronun ayılması yada ilavesi , oksitlenme – azaltma reaksiyonlarının- oldukça sık rastlanan mekanizmasını oluşturmaktadır. Bu oksitlenme – azaltma reaksiyonları-  çoğunlukla REDOX reaksiyonları olarak adlandırılmaktadırlar.

Asitler ve Bazlar

Bir asit , sudaki hidrojen iyonlarının (H+) konsantrasyonunu arttıran bir maddedir.  Bir Baz, hidrojen iyonlarının konsantrasyonunu azaltan bir maddedir, bir başka deyişle, hidroksit iyonlarının ( OH-) konsantrasyonunun arttırılmasıdır.

Bir solüsyonun asitliği yada alkalinite ( bazlık ) derecesi , hidrojen iyonlarının konsantrasyonunun negatif  logaritması olan , p H olarak bilinen bir değer teriminde ölçülmektedir.

pH = 1/log[H+] = -log[H+]

pH Nedir ?

Asidik uçtaki 0 değerinden başlayıp , baz ucundaki 14 değerine kadar uzanan  , pH cetveline göre bir solüsyonun p H değeri 7 ise o solüsyon nötr dür. pH 7 noktasında  ; su , H+ ve OH- iyonlarının eşit konsantrasyonlarını bünyesinde barındırmaktadır.

7 den düşük p H değerine sahip maddeler , daha yüksek bir seviyede H+ iyonlarının konsantrasyonlarını bünyelerinde barındırdıklarından, asidiktirler. 7 den yüksek p H değerine sahip maddeler , H+ iyonlarından daha yüksek bir seviyede OH- iyonlarının konsantrasyonlarını bünyelerinde barındırdıklarından, alkalidirler ( bazik).  

pH cetveli bir logaritmik cetvel olup, pH  birimindeki bir değişiklik , hidrojen iyonlarının konsantrasyonunda oluşan  on kat fazla değişiklik anlamına gelmektedir.


pH dengesinin önemi
Canlı varlıklar , pH değerine karşı aşırı derecede hassasiyet göstermek olup, solüsyonların nötre yakın olması durumunda fonksiyonlarını ( sindirim sisteminin belirli bir parçası gibi ,istisnai durumlarla birlikte ) en iyi şekilde yerine getirirler. En küçük canlı varlıklar ( hücre çekirdeği hariç ) 6.8 civarında bir pH değerine sahiptir.

 

Vücuttaki hücreleri çevreleyen kan plazması ve diğer sıvılar 7.2 den 7.3 e kadar olan bir pH değerine sahiptirler. Bu sıvıların dengelenmesine çok sayıda özel mekanizma yardımcı olmakta ve böylelikle hücreler pH değerindeki büyük dalgalanmalara maruz kalmamaktadırlar.

pH değerini dengelemek üzere hizmet veren mekanizmalara tampon ( buffer ) adı verilmektedir. Tamponlar , iyonları bağlama ve konsantrasyonları yükselmeye başladığında onları solüsyondan atma kapasitesine sahip bulunmaktadırlar. Buna karşılık olarak tamponlar, konsantrasyonları düşmeye başladığında iyonları serbest bırakabilmektedirler. Tamponlar bu sayede ,  pH değerindeki dalgalanmaları en düşük seviyeye indirmeye yardımcı olurlar. Hem üst seviyedeki iyonların serbest bırakılması hem de kullanılması gibi , birçok biyokimyasal reaksiyon canlı organizmalarda normal olarak meydana geldiğinden , bu çok önemli bir işlev olarak karşımızda durmaktadır.

Oksijen : Çok fazla miktardaki Yararlı bir maddenin olumsuz etkileri  ?

Oksijen hayat kalabilmek için en elzem maddedir. Havada göreceli olarak dengeli halde bulunmakta , ancak vücudun içine çok fazla miktarda alındığında , aktif hale gelebilmekte, sahip olduğu dengeyi yitirmekte ve sağlıklı hücre molekülleri de  dahil olmak üzere kendini her türlü biyolojik moleküle bağlama eğilimi göstermektedir. Bu serbest radikallerin kimyasal aktivitesi,  eşlenmemiş elektronların  bir yada daha fazla çiftine bağlı bulunmaktadır.

Normalde soluduğumuz oksijenin yaklaşık % 2 si aktif oksijen  haline gelmekte , ve bu miktar aerobik egzersizi yaparken yaklaşık % 20 seviyelerine yükselmektedir.

 

Eşlenmemiş elektronları bulunan  kimi serbest radikaller dengede / sabit  bulunmamakta olup , diğer hücrelerden elektron çalma kabiliyetine sahip olduklarını gösteren , yüksek bir oksidasyon potansiyeli bulundurmaktadırlar .

Bu kimyasal mekanizma , yaraların yada tıbbi aletlerin sterilize edilmesi amacıyla kulanılabilmekte olan hidrojen peroksit yada ozon gibi mikrop öldürücü maddelerde ( dezenfektan ) oldukça kullanışlıdır.

Vücudun içerisinde bulunan bu serbest radikaller , bakterilere , virüslere ve diğer atık maddelere saldırma ve bunları ortadan kaldırma kabiliyetine sahip olmaları sebebiyle büyük yararlar sağlamaktadırlar.

Vücuttaki aktif Oksijen

Bu serbest radikallerin oldukça fazla seviyedeki bir miktarı ,  normal dokuya da  hasar verebilecekleri bir yer olan vücutta kaybolmaya  başlarsa , bununla birlikte bir takım problemler baş gösterir.

Havadaki mikroplar , yumurtaların , balığın yada etin içinde bulunan proteinleri , peptitleri  ve amino asitleri istila etmeye başladığında , çürüme ortamı yaratılmış olur. Sonuç ,aşağıda verilenler gibi   bir  zararlı madde dizisidir.

Hidrojen Sülfit (Hydrogen sulfide )

Amonyak (Ammonia) 

Histaminler ( Histamines  )

Indoller (Indoles  )

Fenoller (Phenols  )

Skatoller (Scatoles )

Bu maddeler ,bizler  bir besini sindirdiğimizde aynı zamanda doğal bir şekilde sindirim sisteminde üretilmekte olup dışkılarda meydana gelen  hoş olmayan kokuya sebebiyet vermektedirler.

Bozulmuş besin maddelerinin çürümesine havadaki mikroplar sebebiyet vermekte olup , bu doğal işleyiş sindirim sisteminde bulunan bağırsak mikropları sayesinde benzer şekilde gerçekleştirilmektedir.  Sindirimde oluşan bu atık maddelerin tamamı patojeniktir , yani vücutta hastalığa sebebiyet verebilmektedirler.

Hidrojen sülfit ve amonyak , karaciğere hasar verebilen doku toksinleridir. Histaminler , egzema , ürtiker ( kurdeşen ) ve astım gibi alerjik rahatsızlıkların oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Indoller ve fenoller kanserojen madde olarak mütalaa edilmektedirler.

Hidrojen sülfit, amonyak , histaminler , fenoller ve indoller gibi artık maddeler toksik etkiye sahip olduklarından , vücudun savunma mekanizması nötrofilleri ( bir tür lökosit yada akyuvarlar )  serbest bırakmak suretiyle bunları ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Bu nötrofiller , zehirli hücrelerin moleküllerinden elektronlar  toplamak suretiyle ,bozulmuş dokulardan beslenme yeteneğine sahip aktif oksijen, küçük toplar   halindeki ( oddball )oksijen molekülleri üretmektedirler.

Bunula birlikte , çok fazla sayıda bu aktif oksijen moleküllerinden yada serbest radikallerden vücutta üretilmesi durumunda bazı sorunlar baş göstermektedir. Bunlar aşırı derecede tepkisel (reaktif) olduklarından kendilerini normal , sağlıklı hücrelere de yapıştırabilmekte ve genetik olarak bu hücrelere zarar verebilmektedirler. Bu aktif oksijen radikalleri normal , sağlıklı biyolojik molekülerden elektron çalmaktadırlar. Aktif oksijen tarafından çalınan bu elektron , dokuya oksidize etmekte ve hastalığa sebebiyet vermektedir.

HAYATİ ORGANLARDAKİ OKSİDASYONUN ETKİLERİ

Oksitlenmiş doku

Sebep olacağı rahatsızlık

Karaciğer

Sarılık , Siroz , kanser

Pankreas

Pankreas iltihabı, şeker hastalığı, kanser

Böbrek

Böbrek iltihabı, Nefrotik sendrom böbrek rahatsızlığı , Kanser

 

Aktif oksijen normal dokuya hasar verebildiğinden , sağlıklı dokunun bozulmasına sebep olmadan önce vücudun  mutlak surette bu aktif oksijenden arındırılması  gerekmektedir. 

Eğer , sağlıklı dokunun aktif oksijen tarafından oksitlenmesini engelleyecek etkin bir yöntem bulabilirsek , bu sayede hastalıkların önüne geçebiliriz.

Hidrojen sülfit , amonyak, histaminler , indoller , fenoller ve scatoller, insan vücudunun sindirim siteminde mevcut bulunmaktadırlar.


Hidrojen sülfit , amonyak, histaminler , indoller , fenoller ve scatollerin sebep olacağı hasarlardan vücudu korumak için , nötrofiller ( lökositler) bu artık / zararlı maddeleri oksidize etmek için aktif oksijen üretmektedirler.


Aşırı derecede aktif oksijen üretimi gerçekleşir.


Fazla miktarda üretilen aktif oksijen , normal , sağlıklı biyolojik hücre moleküllerine hasar verebilmekte ve onların genetik kodlarını değiştirebilmektedir.

Antioksidanlar tehlikeli oksdasyonu engellemektedirler.

Sağlıklı dokuyu aktif oksijenin sebep olduğu oksidasyon tahribatından korumanın bir yolu , aktif oksijen radikalleri üzerine serbest elektronlar göndermektir  bu sayede aktif oksijenlerin yüksek seviyedeki oksidasyon potansiyelleri nötralize edilmek suretiyle onların sağlıklı dokuyla tepkimeye girmesi engellenmiş olur.

Diyet ve kanser arasındaki bağ üzerinde yapılagelen çalışmalar henüz tamamlanma aşamasından çok uzakta olmak birlikte , elde edilen bazı kanıtlar, ne yediğimizin kansere olan yatkınlığımızı etkileyebileceğini göstermektedir. Bazı besin maddelerinin kansere karşı savunmaya yardımcı olduğu görülmekte bazılarının da kanseri ilerlettiği görülmektedir.

Besin maddelerindeki kanserojen maddelerin sebep olduğu hasarların bir çoğu , hücredeki bir oksidasyon sebebiyle meydana gelmektedir.

Bu süreçte bir küçük toplar halindki (oddball) oksijen molekülü hücrenin genetik koduna hasar verebilmektedir. Bazı araştırmacılar ,oksidasyonu engeleyen – ANTİOKSİDAN adı verilen – maddelerin söz konusu hasarı engelleyebileceğine inanmaktadırlar.

Bu da bizleri doğal olarak , doğal antioksidanların alımının vücudun kansere karşı olan savunmasında çok önemli bir durum olduğu teorisine yönlendirmektedir. 

C vitamini , E vitamini , beta-karoten, selenyum, ve glutatyon ( bir amino asit ) de dahil olmak üzere bazı maddelerin kanseri engelleyici özelliğe sahip olduklarına inanılmaktadır. Bu maddeler faktörlerin ( agents) sayısını azaltmaktadırlar.

Bu maddeler serbest radikaller üzerine elektron ikmali yapmak suretiyle, serbest radikallerin normal dokuyla etkileşimine mani olurlar.

Hastalıktan nasıl korunuruz ?

Daha evvel de bahsettiğimiz gibi , hidrojen sülfit , amonyak, histaminler , indoller , fenoller ve scatoller gibi zehirli atık maddelerin varlığı ,insan dışkısına rahatsız edici bir koku vermektedir.

Tıp mesleğinde gayet iyi bilindiği üzere sarılık ve siroz rahatsızlığı geçiren hastalar özellikle kokulu dışkı problemi yaşamaktadırlar.

Aşırı derecede rahatsız edici bu dışkılara belirli bir hastalığın göstergesi olan toksinlerin varlığı sebep olmakta ve vücut bu tarz atık maddelerin sebep olabileceği organlar üzerindeki hasarı nötralize etmek için verdiği mücadelede , aktif oksijeni serbest bırakmak için nötrofil lökositleri üretmek suretiyle bu toksinlerin varlığına karşılık vermektedir. 

Ancak bu tarz aktif oksijen fazla bir miktarda üretildiğinde nötralize toksinlere olduğu gibi sağlıklı hücrelere de hasar verebilmektedir. Bu da bizleri , büyük bir miktarda elektron ikmali yapmak suretiyle mevcut aktif oksijen miktarını azaltarak , bu aktif oksijen radikallerinin zararlı etkilerini en az seviyeye indirebileceğimiz , hükmüne götürmektedir.

SU …………………..Doğal Çözüm.

Sağlıklı , dengeli , özellikle C vitamini , E vitamini beta-karoten, ve bizim için yararlı diğer besin maddeleri gibi antioksidan maddeler açısından zengin bir diyetin yerine geçecek başka hiçbir şey bulunmamaktadır. Bununla birlikte , bu maddeler , sağlıklı dokunun aktif oksijen tarafından oksidasyona maruz kalmasını engelleyebilecek serbest elektronların elde edileceği en iyi kaynak değildirler.

Serbest oksijen radikalleri tarafından normal dokunun oksidasyona maruz kalmasına  mani olmak  için güvenli bir serbest elektron kaynağı teminine yönelik  soruna en iyi çözüm , onun redüksiyon ( azalma) potansiyelini yükseltmek için ,elektroliz yöntemiyle kimyasal tepkimeye maruz bırakılan Su’ dur.  Aktif oksijene verilmek üzere fazladan serbest elektrona sahip su olan azaltılmış (kırılmış) suyun en iyi çözüm olduğuna inanaıyoruz , çünkü ; Suyun yüzey geriliminin  azaltılma potansiyeli , etkileyici bir şekilde besin maddelerinde ve vitamin ilavelerinde bulunan diğer antioksidanların çok üzerinde bir miktara çıkarılabilmektedir. Yüzey geriliminin  azaltılmış suyun  moleküler ağırlığı düşük olduğundan , bu onun çok hızlı hareket etmesine ve vücuttaki tüm dokulara çok kısa bir sürede ulaşabilmesine imkan sağlamaktadır.

( İonfarms) İyonçifliği nedir ? SUYU  İYONİZE EDİCİ CİHAZ ( IONIZER)

İyonize edilmiş su , iyonize su ünitesi içerisinde yer alan özel bir elektrolitik tepkimenin ürünüdür. İyonize su üretimi , özellikleri, insan vücudunda nasıl çalıştığı bir sonraki bölümde tarif edilmektedir.

İyonize su ; filtre edilmemiş, ancak aynı zamanda , normal hücrelerin oksidasyonuna mani olmak için vücutta bulunan aktif oksijene aktarılabilen büyük kütlelere sahip elektronları olan yüzey gerilimi azaltılmış (reduced) su temin eden ,ıslah edilmiş musluk suyunun kimyasal işleme tabii tutulmuş halidir .

SUYU  İYONİZE EDİCİ CİHAZ ( IONIZER)

Musluk suyu : Nedir , ne değildir ?

Örnek olarak , 7 birimlik bir  pH değeri olan normal musluk suyu,  0 dan 14 e kadar değerlerin bulunduğu pH  cetveli üzerinde yaklaşık olarak  nötrdür . Bir ORP ( oksidasyon potansiyeli) ölçer ile ölçüme tabi tutulduğunda , oun redox potansiyeli yaklaşık +400 den +500 m V e kadardır.

Pozitif bir redox potansiyeline sahip olduğundan dolayı , elektronları yakalamaya ve diğer molekülleri oksidize etmeye çok müsaittir.

Diğer taraftan İyonizernden elde edilen  -SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR yüzey gerilimi azaltılmış ( reduced )  sular  yaklaşık -250 den 350 m V   e kadar olan bir negatif redox potansiyeline sahiptirler. Bu da, onun aktif oksijenden elektron çalmak için gönderilmek üzere hazır durumda bekleyen büyük kütleli elektronları bulunduğu anlamına gelmektedir. 

İyonizernin -SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR- daha detaylı özelliklerini incelemeden önce , İyonizer ünitelerinin -SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR- iç kısmında neler olduğuna bir göz atalım.

SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR- nasıl çalışırlar:

İyonizer -SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR- ; evinize gelen suyu içmeden yada suyu mutfakta yemek ve temizlik amacıyla kullanmadan önce musluk suyu üzerinde elektroliz işlemini gerçekleştirmek için evinizin su hattına bağlanan bir cihazdır.


Özel bir ilave parça , musluktan gelen şehir suyunu bir plastik hortum vasıtasıyla iyonçiftliği itesine geri göndermektedir. İyonizer ünitesi -SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR- içerisindeki su, öncelikle aktif kömür  ile filtre edilir. Sonrasında, filtre edilmiş olan su , elektroliz işleminin gerçekleştiği yer olan ikinci elektroliz odacığına geçer.

Katyonlarla , pozitif iyonlar katodik su ( yüzey gerilimi azaltılmış su  ) meydana getirmek için negatif elektrodlu kürecikler üzerinde toplanırlar.

Anyonlarla , negatif yüklü iyonlar, anodik su ( oksidize su ) yapmak için pozitif elektrodlu kürecikler üzerinde toplanırlar.

                     

Elektroliz boyunca, yüzey gerilimi azaltılmış su  ,sadece fazla miktarda elektron (e-) kazanmakla kalmamakla birlikte,  H2O demetinin   ebat olarak demet   başına yaklaşık 10-13 molekülden, demet başına 5-6 molekül seviyesine düşmüş olarak görülür.

Musluktan yüzey gerilimi azaltılmış su  gelmekte, ve evyenin içine giden ayrı bir hortumdan da oksidize su gelmektedir. Yüzey gerilimi azaltılmış suyu  içmek ve yemek yapmak için kullanabilirsiniz. Oksidize suyun sahip olduğu oksidasyon potansiyeli, bu suyun iyi bir sterilizasyon malzemesi olarak kullanılmasını, ellerin yıkanmasında ideal olmasını, besin maddelerinin ve mutfaktaki kapların  yıkanmasında kullanılmasını ve ufak yaraların temizlenmesi a macıyla kullanılmasını sağlamaktadır.

SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR ne üretirler ?

İyonizer üniteleri -SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR- içindeki suyun elektroliz edilmesinden sonra, yüzey gerilimi azaltılmış su ve oksidize edilmiş su eldedilmektedir.

Bu üç tipeki suyun ölçümlerini karşılaştırınız :

Elektroliz öncesi musluk suyu , yüzey gerilimi azaltılmış su   , ve oksidize su

Düşürme – oksidasyon ( redox ) potansiyeli

Su tipi

Redox potansiyeli

p H

Ne anlama geldiği

Musluk suyu

+ 400 den % 500 m V e kadar

7

Çok az oksidasyon potansiyeli

 

yüzey gerilimi azaltılmış su  

- 250 den – 350 m V e kadar

8

Serbest radikallere gönderilebilecek bir kütlede elektronları bünyesinde barındıran güçlü redüksiyon potansiyeli

Oksidize su

+ 700 den 800 m V e kadar

4

Suya oksidasyon ve sterilizasyon kabiliyeti veren bir elektron kısıtlaması ile birlikte güçlü oksidasyon potansiyeli

 

Esas can alıcı / kritik faktör,  pH değil ,Redox potansiyelidir !

Geleneksel olarak bizler suyun özelliklerini, pH  değeri açısından , bir başka deyişle suyun asidik yada alkalin olup olmaması yönünden yargılamışızdır. İyonizer ünitelerinin – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR- yaratıcısına bir katkı niteliğinde, Dr.Yoshiaki Matsua PhD nin söylediklerine göre ; “ Benim düşünceme göre ,redox  potansiyeli pH değerinden çok daha önemlidir. pH değerinin önemi çok aşırı derecede vurgulanmıştır. Örnek olarak , kandaki ortalama pH değeri 7.4 olup asitler ve alkaliler 7.4 +- 0.005 aralığındaki  sapmalara bağlı olarak ifade edilmektedirler.  Ancak ORP yada oksidasyon azaltma  potansiyeli hakkında hiçbir tartşma yapılmamaktadır. “

Musluk suyunun p H değeri 7 civarındadır yada nötrdür. Musluk suyu İyonizernde – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZLAR- elektroliz edildiğinde , elde edilen  yüzey gerilimi azaltılmış su  yaklaşık 9 birimlik bir pH değerine ,  ve oksidize suyu da yaklaşık 4 birimlik bir pH değerine sahip bulunmaktadır. Sodyum hidroksit eklemek suretiyle 9 birimlik bir p H değerine sahip alkali su yada hidrojen klorit eklemek suretiyle 3 birimlik bir p H değerine sahip asidik su yapsanız bile , bu iki suyun ORP değerlerinde oldukça ufak değişiklik bulursunuz. Bir diğer taraftan , musluk suyunu elektrolizle böldüğünüzde , +1.000 m V lık ORP dalgalanması görebilirsiniz. Elektroliz sayesinde vücut için çok faydalı olan negatif potansiyele sahip yüzey gerilimi azaltılmış su elde edebiliriz.

İyonizer ünitelerinin – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ - Kullanımı
İyonizer – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ – ne yapar ?

İyonizer üniteleri – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ – ; biri yüksek bir yüzey gerilimi azaltma  ( reduction ) potansiyeline ve bir diğeri de yüksek bir oksidasyon potansiyeline sahip ,farklı redox potansiyelleri olan  iki tipte su üretimi yapmaktadır.                                           

 

Kırılmış ( reduced ) su:

İyonizerden elde edilen  ( SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ ) -250 den -350 m V e kadar olan redox potansiyeline sahip yüzey gerilimi azaltılmış su  , içilmek suretiyle vücuda alındığında , elektronlarını kolaylıkla küçük topla halindeki ( oddball)  oksijen radikallerine verir ve aktif oksijenin normal moleküllerle olan etkileşimini engeller.
 

Dokunulmamış ve hasar görmemiş olarak kalan bir biyolojik molekül  ( BM)

 

Hasar görmemiş haldeki biyolojik moleküler , enfeksiyon ve hastalıklardan en az  etkilenenlerdir. İyonizer – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ - , fazladan bir elektron miktarı vermekte ve aktif oksijen seviyesini azaltmaktadır( AO), bu sayede aktif oksijeni zararsız hale getirmektedir. AO( aktif oksijen ) miktarı çevresindeki biyolojik moleküllere zarar vermeden azaltılmaktadır . Elektron ikmali yapmak suretiyle aktif oksijeni etkisiz hale getirme özelliğine sahip olan maddelere leş yiyen  madde adı verilmektedir. Yüzey gerilimi azaltılmış su  , bu yüzden dolayı yok edici su olarak adlandırılabilmektedir.

İçilmek suretiyle vücuda alındığında , yüzey gerilimi azaltılmış su  derhal etkisini göstermektedir.  İyonizer ( SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ) , Hidrojen sülfit , amonyak, histaminler, indoller, fenoller ve scatoller gibi metabolitleri dolaylı olarak  azaltmak suretiyle sindirim sitemindeki aşırı mayalanmayı ( fermantasyonu) engellemekte ,ve  bu da yüzey gerilimi azaltılmış suyun düzenli olarak alınmasını müteakip birkaç gün içerisinde daha temiz bir dışkı temin edilmesi ile sonuçlanmaktadır. 1965 yılında Japonya Sağlık Bakanlığı elektroliz yoluyla elde edilen yüzey gerilimi azaltılmış suyun, bağırsak mikroplarının anormal fermantasyonunu engelleyebilmekte olduğunu duyurmuştur.

Oksidize su ( oksijenli su ) 

+ 1100 m V redox potansiyeline sahip olan Oksijenli su , elektronları bakterilerin üzerinden çekebilen ve onları öldürebilen bir oksitleme  maddesidir. İyonizer – SUYU İYONİZE EDİCİ CİHAZ – ünitelerinden elde edilen oksijenli su , ellerin , mutfak eşyalarının, taze sebze - meyvelerin yıkanmasında ve kesme tahtaları ile ufak çaptaki yaraların streilize edilmesinde kullanılabilmektedir. Yapılan testler , oksijenli suyun , atletlerin ayak tedavilerinde , ufak çaplı yanıklarda , böcek ısırıklarında , sıyrıklarda ve daha bir çok alanda etkin olarak kullanılabilmekte olduğunu göstermektedir.

+ 1100 m V yada daha fazla bir redox potansiyeli ve 2.7 birimden daha düşük bir pH değerine sahip süper oksijenli su üretimi kabiliyetine haiz başka cihazlar  bulunmaktadır. Yapılan testler , bu süper oksijenli suyun MRSA (Methicillin Resistant Staphylococcus Aureus) ‘ ı çok çabuk imha edebildiğini göstermektedir.

Süper oksijenli su çok güçlü bir temizleme maddesi olmasına rağmen , deri üzerinde hasara sebebiyet vermemektedir. Aslında , tedavi için kullanılabilmektedir. Süperoksijenli suyun etkinliği , Japon ve Amerikan hastanelerinde yatak yaralarının ve karmaşık enfeksiyonlara sahip ameliyat yaralarının tedavisinde kullanılmak suretiyle ispatlanmıştır.

Süperoksijenli suyun bir diğer uygulama  alanı da , mantarları ve diğer bitki hastalıklarını öldürmek üzere bitkiler üzerinde etkin bir şekilde kullanılmakta olduğu , tarımsal alanlardır.

Süperoksijenli suyun zehirli etkisi bulunmamaktadır , bu yüzden tarımsal alanlarda çalışanlar , deri yada solunum sistemine her hangi bir  hasar tehlikesi olmadığından özel koruyucu ekipmanlar kullanmaksızın bu maddenin uygulamasını yapabilmektedirler.  Süperoksijenli su kullanımın bir diğer ilave faydası da  , çevre için  toprakta zehirli kimyasalların birikiminin sebep olduğu her hangi bir tehlike  içermeksizin   , bitkilerin üzerine püskürtme yoluyla uygulanabilmesidir.

İyonizer – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ-  en üstün nitelikli antioksidan diyettir.

Günümüzde , sağlıklı kalabilmek için doğru diyet ilkeleri ve yediklerimize dikkat etmemiz gerektiği hususunda oldukça fazla okuyoruz. Bu oldukça mantıklı bir pratiktir ancak , birçoğumuz yediğimiz  gıda maddelerinin büyük bir çoğunluğunun  sudan oluşuğunun farkına varmıyoruz.  Sebze ve meyvelerin % 90 ı su olmakla birlikte  , balık ve etin de % 70 i su dan oluşmaktadır.

Başlıca diyet ürünlerinde C vitaminin öneminin savuncuları bile , bunun etkisini yani zamanla çabuk şekilde azalmakta olan ve yemek masalarının hazır ilacı durumundaki bu önemli vitaminin redox potansiyelini, kabul etmek zorundadırlar.

Su 18 birimlik çok daha düşük bir moleküler ağırlığa sahipken , sebze ve meyvelerin ana maddesi olan karbonhidratlar , 180 birimlik bir moleküler ağırlığa sahip bulunmaktadırlar. 

Moleküler Ağırlık Karşılaştırması

Maddeler

Moleküler Ağırlık

Mikro su

18

Beta-karoten

150

E Vitamini

153

C Vitamini

176

 

İyonizerden – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ -, elde edilen suyun düşük moleküler ağırlığı ve yüksek yüzey gerilimi azaltma  potansiyeli , onu aktif oksijenin en üstün nitelikli yok edici maddesi  konumuna getirmektedir. Ancak İyonizer -SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ- ünitelerinin içindeki elektroliz sadece yüzey gerilimi azaltılmış suyu elektonlarla yüklemekle kalmamakta , aynı zamanda yüzey gerilimi azaltılmış su molekül demetinin boyutunu da küçültmektedir.

NMR (Nükleer Manyetik Rezonans ) analizi , musluk suyunun ve iyi suyun 10 ila 13 H2O molekül demetinden oluştuğunu açığa çıkarmaktadır.  JUPTER ünitesindeki suyun elektrolizi, bu molekül demetlerinin ebatlarını normal büyüklüklerinin yaklaşık yarısı oranında, yani her bir demet başına 5 ila 6 su molekülü oranında azaltmaktadır.

                

 

Grafikte de görüldüğü üzere , demet boyutunu yarı-amplitude de (bir dalganın orta çizgisi ile tepe noktası veya dip noktası arasındaki yarı- açıklıkta) enlemesine çizgiyle  ölçen NMR sinyali ,  yüzey gerilimi azaltılmış su demetlerinin musluk suyu demetlerinin yaklaşık yarısı büyüklüğünde olduğunu açığa çıkartarak     , yüzey gerilimi azaltılmış su için 65 Hz , ve musluk suyu için 133 Hz değerlerini göstermektedir.

             

İşleme tabii tutulmamış su molekül demeti                    Elektroliz yoluyla  Kırılmış ( reduced ) su molekül demeti


İşte , İyon çiftliklerinden – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ -, elde edilen suyun , işleme tabii tutulmamış musluk suyundan daha çabuk bir şekilde vücut tarafından absorbe ( emilme ) edilmesinin nedeni budur. İyonizernden – SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ -, elde edilen su çok çabuk bir şekilde vücuda nüfuz etmekte ve bol sayıdaki elektronlarını aktif oksijene aktarmak suretiyle biyolojik moleküllerin oksidasyonuna mani olmakta ve bu sayede  biyolojik moleküllerin hastalıklara sebep olabilecek oksidasyon tesiriyle hasar görmeksizin doğal olarak kendilerini yenilemelerine imkan sağlamaktadır.

ÖZET VE SONUÇLAR
Üst akıntı ve alt akıntı teorisi (upstream & downstream)

Hastalıkları kaynağında engelleme

Japonya Su Enstitüsü Müdürü Dr. Hidemitsu Hayashi,’ e göre ;  “ Kaynağında kirliliğe maruz kalmış, zararlı maddelerden etkilenmiş büyük bir akıştaki kirlilik yapan maddeleri ortadan kaldırmak için, sadece kirlilik sebebiyle meydana gelen hasarı  tedavi etmeyi deneyebileceğimiz vücut (downstream)  ile değil , suyun başındaki – kirlilik kaynağı- merkeze doğru olan (upstream)  problemler üzerinde çalışma yapmamız gerekmektedir.” İyonizerin -SU İYONİZE EDİCİ CİHAZ-,  koruyucu hekimliğe olan katkısı aslında merkeze doğru olan (upstream)   tedavisidir.”

                       

Karaciğer sonrası organlar                                Karaciğer öncesi organlar

VÜCUDA YÖNELİK ( DOWN STREAM)      KAYNAĞINA YÖNELİK  ( UPSTREAM)

 

Upstream ( Kaynağa yönelik)

Modelimize göre , sindirim sistemini su ve besin temin ettiğimiz yer olan kaynak ( upstream) olarak göz önünde bulunduruyoruz. Her ne kadar günümüzde gelişmiş ülkelerdeki bir çok insan ne yediği konusunda daha şüpheci olmaya başlasalar  da , besinlerin ne içerdiklerine , sindirim sitemindeki besinlerin metabolize olmuş ürünlerinden daha fazla yoğunlaşma eğilimi göstermektedirler.

Upstream ( Kaynağa yönelik)

Yüzey gerilimi azaltılmış su , hidrojen sülfit, amonyak, histamin, indol, fenol ve scatol miktarlarını dolaylı olarak düşürmekte ve onları zararsız birer maddeye dönüştürmektedir.


Daha temiz dışkı oluşumu .

 

Örnek olarak tipik dengeli bir et ve sebze diyetini göz önünde bulunduralım. Sindirim sisteminde, sebzelerin yetiştirilmesinde kullanılan gübrelerden elde edilen nitrat nitrite dönüşürken , Et proteinleri  de aminlere dönüşmektedir.Bu aminler ve nitritler tanımlanmış olan bir kanserojen olan  nitrosamin oluşturmak üzere bir araya gelirler.

Daha önce, kötü kokulu dışkıların sindirim sistemindeki aşırı fermantasyonun bir kanıtı olduğu hususunu tartışmıştık , bu yüzdendir ki, yüzey gerilimi azaltılmış su , sindirim sisteminin kaynak merkezinde (upstream), bu aşırı fermantasyonu azaltmak suretiyle çok önemli bir işlev yerine getirmekte olup istikrarlı bir yüzey gerilimi azaltılmış su rejimi başladıktan sonra birkaç gün içinde daha temiz dışkı ile kendini göstermektedir.  

Downstream ( Vücuda yönelik alt akıntı )

Yüzey gerilimi azaltılmış su, aerobik metabolizmanın bir sonucu olarak aşırı şekilde üretilen aktif oksijen serbest radikalleri üzerine elektron ikmali yapmakta ve bunları zararsız kılmak suretiyle  seviyelerini düşürmektedir.

Aktf oksijen tarafından normal sağlıklı hücre moleküllerinin oksidasyona maruz kalmaları  engellenmektedir. Biyolojik moleküller dokunulmamış  hasar görmemiş olarak kalırlar.

Normal biyolojik moleküllerin fazla oksidasyonuna bağlı hastalıklar bu sayede engellenmektedir.

Downstream ( Vücuda yönelik alt akıntı)

Yüzey gerilimi azaltılmış su ,karaciğerde başlamak suretiyle sindirim sisteminden aşağıya doğru ( downstream) , ilk önce daha düşük seviyedeki moleküler ağırlığına ve ikinci olarak da  molekül demetinin boyutuna bağlı olarak, çok çabuk bir şekilde karaciğere ve diğer organlara girmektedir.

Vücudun her tarafındaki doku alanlarında bulunan, emniyetli ve daha  etkili reduction (kırma) potansiyeline sahip olan yüzey gerilimi azaltılmış su, çok çabuk olarak üzerinde taşıdığı elektronları serbest bir şekilde aktif oksijene göndermek suretiyle  onları nötralize etmekte ve bu sayede aktif oksijenler sağlıklı hücrelerin moleküllerine hasar verememektedirler.

Normal hücreler; aktif oksijenin elektron hırsızlığından korunmakta ve normal, sağlıklı biyolojik moleküllerden elektron çalma eğiliminde olan zararlı, küçük toplar halindeki (oddball) oksijen radikallerinin etkileşimine maruz kalmaksızın büyümeleri, olgunlaşmaları, işlevlerine yerine getirmeleri ve yeniden oluşmaları temin edilmektedir.

Artan su kullanımı:

Günümüzde bizler bir su talebi artışının ortasındayız. Japonyada ve diğer ülkelerde tüketiciler ,suyun en bol ahayti kaynaklarımızdan birisi olmasına rağmen çok çeşitli tiplerde şişelenmiş ve kutulanmış su satın almaktadırlar. Yapılan araştırmalarda elde edilen veriler, mineral suların  normal musluk suyu için ölçülen + 400 m V lik  genel değerden çok az miktarda daha düşük bir değer olan + 200 m V lik bir ORP değerine sahip olabileceğini göstermektedir.

ORP açısından bakıldığında en azından mineral suların az bir miktarda da olsa musluk suyundan daha iyi olduklarını söyleyebiliriz.

Satış amaçlı olarak işleme tabii tutulmuş herhangi bir bir suyla karşılaştırıldığında, kendine özgü genel  -200 lük kırma ( reduction) potansiyeline sahip İyonizernden –SUYU İYONİZE EDİCİ CİHAZ –elde edilen su;  aktif oksijen radikallerini yok etme kabiliyeti açısından karşılaştırmanın tamamen dışında kalmaktadır.